8. Berlin Bienali: Yeni-oryantalizm Ve Yeni-antikite Odası

Unknown-21

Bu metin ART UNLIMITED Mart 2014 sayısında yayınlanmıştır. 

28 Mayıs’ta açılacak olan 8. Berlin Bienali’nin ilk işi, sanatçı ve mimar olan Andreas Angelidakis’in bienal için ürettiği oda enstelasyonu ‘Crash Pad’, geçtiğimiz aylarda Berlin’de tanıtıldı. 

Bienal formatında gerçekleşen, geçici, araştırma tabanlı, tartışma alanı yaratmayı amaçlayan büyük kapsamlı sergiler, resmi açılış tarihlerinden önce projeler gerçekleştirerek, kendilerine bir nevi ön sunum alanı açıyorlar. Diğer bir deyişle, sergi henüz resmi olarak açılmamışken, serginin parçası olan çalışmalar bir nevi ‘teaser’ işlevi görerek, sergi hakkında ipucu vermeye başlıyor. Böylece hem serginin hazırlık aşaması kısmen şeffaflık kazandırılarak izleyici ile paylaşılmış olunuyor, hem de sergi henüz açılmamışken, görünürlük kazanarak kendini güncellemiş oluyor. Önümüzdeki Mayıs ayında açılacak olan 8. Berlin Bienali de, resmi açılış tarihinden önce, bienalin ilk işini sunuma açarak, bienalin araştırma ve ilgi konusuna dair somut fikirler vermeye başladı.

Juan Gaitán’ı 8. Berlin Bienali küratörü olarak seçildiği açıklandığı sıralarda, ilk defa Städelschule’de (Frankfurt Sanat Okulu) yaptığı konuşmasını dinlediğimde, bienal için, Berlin kenti, Berlinli, Berlin turisti ya da vatandaşı olma gibi vatandaşlık kavramına yeni konumlar ve açılardan bakmayı öneren yaklaşımlar üzerine çalıştığından bahsetmişti. Bu konuşmadan yaklaşık bir sene sonra, bienalin ilk sanat işinin sunumu sırasında Gaitán’ı yeniden dinlediğimde, küratöryal araştırmasının aynı kanaldan devam ediyor olduğunu kavradım. Berlin kentini odağına alarak, turizm, iş gücü, kentsel plan, vatandaşlık kavramı, tarihsel ve bireysel anlatılar, deneye dayalı ve otoriter yaklaşımların tarihle ilişkisi, 18. ve 19. yüzyıl Berlininin, günümüz kültürel manzarasında nasıl tasarlandığı gibi konular, bienalin araştırma malzemelerini oluşturuyor. Basın bülteninde yer alan, ‘küratöryal söylem’ metni, bir paragraf halinde oldukça kısa ve ele alacağı konuları açıklayan tematik bir dille yazılmış. Sergi metinlerinin neredeyse, ‘boşlukları doldurma’ mantığı ile, aynı yüklem ve bağlaçlarla yazılan ezberlenmiş şablonu, maalesef kendini tekrar etmiş:  ____ sergisi, ____ yaklaşımı ile, ____ konuları üzerinden, ____ ile ilişkilendirilerek, ____ üzerine düşünüp, ______ ve ____’i biraraya getirerek, ____’i inceleyerek, _____’i amaçlamaktadır… Artık herhangi bir kurum, galeri ya da bağımsız sergi metinde karşılaştığımız bu yazım matematiğinin, bienal gibi zamanın ruhunu ve tartışmaya değer güncel konuları yakalamayı hedefleyen, sorumluluk alanı daha geniş olan sergilerde de kullanılıyor olması hayal kırıklığına uğratıyor. Henüz açılmamış olan bir serginin, basın bültenindeki küratöryal metninden, daha edebi olmasa dahi, daha merak uyandırıcı, katılımcıların sanatsal duruşu ile sergi yaklaşımındaki mantığın nasıl kurulmak istendiğine dair, üzerine daha çok düşünülmüş bir metin bekliyor insan ister istemez.

Kısmi bir hayal kırıklığı yaratan bu küratöryal metinden çıkıp, sergiyi asıl temsil edecek olan sanatçı işine ve sanatsal pratiğe odaklanalım. Andreas Angelidakis, bienal ofisi ve aynı zamanda güncel sanat kurumunun yer aldığı KW’nin giriş binasının üst katına, 19. yüzyılda kültürel tartışmaların yaşandığı ‘salon’ geleneği fikrinden yola çıkarak çok renkli, çok işlevli ve folklorik bir oda enstelasyonu kurmuş. Çalışmanın adı ‘Crash Pad’, geçici olarak kalacak yer anlamına geliyor. Berlin Bienali’ni görmeye gelen izleyicilerin, oturup dinlenebileceği, sosyalleşme, tartışma, buluşma-noktası ve küçük kütüphanesi ile aynı zamanda okuma alanı sunuyor. Odanın dört bir yanı, boşluk doldururcasına, Yunanistan’dan alınan folklorik el-yapımı kilimlerle bezenmiş, antik Yunan mimarisinin en belirgin sembolü olan sütunlarla biraraya getirilmiş. Osmanlı’dan Avrupa geleneğine, geçişken bir ikonografi yelpazesini işleyen bu oda tasarımı, 19. yüzyılda Yunanistan’ı modernleştiren iki farklı sistemi karşılaştırıyor: Avrupalılaşan Yunan diasporası ve Theodoros Kolokotronis önderliğindeki köylü gerillalar. Bu yerleştirme, bir anlamda bu iki zıt gücün çelişmesi sonucunda meydana gelen 1893’teki modern Yunanistan’ın ilk ekonomik krizinin ardından, Fransa, Almanya ve İngiltere’nin Yunanistan’ın borçlarını yönetmek üzere IMF’nin prototipini oluşturmasına ve günümüzdeki ekonomik krizlere de bir gönderme yapmayı amaçlıyor. Arkaplanında, ekonomi, kültürel temsiliyet ve kategorileri işleyen enstelasyon, formal anlamda, izleyiciyi bunaltacak kadar baskın yeni-oryantalist ve yeni-antikiteci bir dili çekinmeden yoğun bir biçimde uygulamış. Ara ara, çeşitli köşelerde ufak kare boşluklar açıp, bu köşelerin kütüphaneye çevrilmesi ve aslında işe ilham veren ya da işin mantığı ile paralel giden kitaplarla doldurulması, çalışmanın entelektüel zemininin altını çiziyor. Agamben’in ‘State of Exception’ı, Ranciere’in ‘Dissensus’u, ‘Matisse In Morocco’, ‘Challanges To Authority’, ‘Istanbul The Imperial City’ gibi sanat tarihi, felsefe ve tarih kitapları işin parçası yaparak ve izleyiciye sunarak, oda ve kütüphane işini tamamlıyor.

İzleyiciye alan açmak, dinlemek, tartışmak ve buluşmak için harikulade bir zemin yaratan ‘Crash Pad’, aynı zamanda kitsch bir tad bırakıp, gereğinden fazla otantik öğelerin vurgusuyla tadı kaçan bir süslemeciliğe yaklaşmış. Aklıma, Slavs and Tatars’ın hem buluşma alanı yaratan, iç-mimari bir öğeyi heykelleştiren, hem de oryantalist bir nosyonu, güncelleyerek yeniden ele alan işi ‘PrayWay’ (2012) geliyor. Hem metodik olarak, hem de referansal olarak çok yakın çalışmalar. ‘PrayWay’ geleneksel anlamda heykel olarak işleyip, sanatsal jestini daha dönüştürücü bir soyutlamayla ele alıyor. ‘Crash Pad’ ise küratörün de söylediği gibi, sanat nesnesinden önce bir oda. Bitkiler, kitaplar, kilimler ve yastıklarla, yaşamsal bir çevre oluşturan bir oda enstelasyonu. Oda içinde insan yokken, boğucu ve karikatürize edilmiş ve zorla sanat nesnesi olmaya terk edilmiş bir enstelasyon gibi… Ancak insanlar girip çıktıkça, kitaplar karıştırıldıkça, sohbetler edildikçe, bir diğer deyişle, oda aktive edildikçe, tam da amaçlandığı gibi, bienalin tartışma ve buluşma alanı olarak işledikçe kendini sergi süresince yeniden hatırlatacak, ekonomik krizler, işlemeyen düzenler, paralel moderniteler üzerinden tartışma açmayı tetikleyecek. Özellikle bienal sırasında, ‘Crash Pad’ odasında mola verip, çalışmanın nasıl işlerlik kazandığını deneyimleyeceğiz.

Share and Enjoy-Haberi Paylaş:
  • email
  • Print
  • PDF
  • Facebook
  • MySpace
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Tumblr
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Technorati
  • Add to favorites

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.
You can leave a response, or create a trackback from your own site.

There are no comments yet, be the first to say something


Leave a Reply

XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Subscribe to RSS feed